»Michelangelo Antonioni
1912’de bir Kuzey İtalya kenti olan Ferrara’da doğdu. 1942 yılında yönetmen Marcel Carne’nin asistanlığını yapmaya başladı. İlk uzun metrajlı filmi olan “Bir Aşkın Öyküsü”nü 1953’de çekti. En önemli filmlerini 50’li yılların sonu ile 60’lı yılların başında çeken Antonioni’nin “Macera”sı onu dünya çapında başarıya ulaştıran ilk önemli filmidir. Ardından her biri sinema tarihinin unutulmaz başyapıtları arasına giren ve çağdaş sinemaya giden yolun açılmasında önemli katkıları olan filmleri gelir: “Gece” (1961), “Batan Güneş” (1962), “Kızıl Çöl” (1964), “Blow Up – Cinayeti Gördüm” (1966), “Zabriskie Point” (1970) “Yolcu” (1975), “Bir Kadının Tanımlanması” (1982), “Bulutların Ötesinde” (1995, Wim Wenders ile birlikte).
|
|
|
 |
|
|
Gösterim Günleri |
11.5.2006 13:00 Salon : Sinema Anadolu |
12.5.2006 19:00 Salon : Sinema Anadolu |
|
Yönetmen: Michelangelo Antonioni
Senaryo: Michelangelo Antonioni, Tonino Guerra
Görüntü Yönetmeni: Carlo Di Palma
Yapımcı: Carlo Ponti
Oyuncular: John Castle, Vanessa Redgrave, David Hemmings, Sarah Miles, Jane Birkin
Akademi Ödülleri 1967 Amerika/ En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Öykü, BAFTA Ödülleri 1968 İngiltere/ En İyi İngiliz Sanat Yönetmeni, En İyi İngiliz Görüntü Yönetmeni, En İyi İngiliz Filmi, Cannes Film Festivali 1967 Fransa/ Altın Palmiye, Fransa Si
Thomas, Londra’da yaşayan tanınmış bir fotoğrafçıdır. Stüdyo çekimlerinden arta kalan zamanında fotoğraf makinesiyle şehri dolaşmayı seven Thomas, tenha bir parkta cilveleşen bir çiftin fotoğrafını gizlice çeker. Fakat fotoğraf çekildiğini fark eden kadın bir anda telaşlanır, panik içinde negatifleri almaya çalışır. Thomas kadını atlatmayı başarır ve filmin banyosunu yapar. Parkta çektiği kareleri incelerken gözüne belli belirsiz, tuhaf bir ayrıntı takılır. Çerçeveyle birlikte ne olduğunu anlamadığı bu ayrıntıyı büyütür. Ayrıntıya yaklaşıp büyülttükçe içindeki kuşku da giderek büyür. Bu ayrıntı bir cinayetin delili olabilir mi? Çektiği fotoğrafla bir cinayeti mi belgelemiştir? Fotoğrafın gerçeği göstereceğine inanır ama delil sandığı şey büyütülmüş fotoğrafın grenleri arasında giderek silikleşecektir.
Julio Cortazar’ın öyküsünden uyarlanan filmin, ilk bakışta bir gerilim filmine benzediği söylenebilir ancak bu izleyicinin görmeye alıştığı türden bir gerilim değildir. Antonioni, eşsiz sinematografik biçemiyle bir kez daha izleyicisini gerçeği sorgulamaya, gerçek sandıklarıyla ya da gerçek olduğuna inandıklarıyla yüzleşmeye çağırırken, film dilinin sınırlarını zorlar ve tamamen kendine özgü olan bambaşka, yepyeni bir film dili yaratır. Belki de bu nedenledir ki, Antonioni sinemada “auteur” kavramına en çok yakışan yönetmendir. |
|
 |
| |
|
|